English

Türk Deniz Kuvvetleri'nin Kısa Tarihçesi

Türklerin denizcilik tarihi, Selçuklu Türklerinin 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt Muharebesini kazanıp, Anadolu’ya yerleşmelerinden on yıl sonra başlamıştır. 1081 yılında bir Türkmen beyi olan Çaka Bey, İzmir’de Beyliğini ilan ettikten sonra İzmir ve Efes’te kurduğu tersanelerde kürek ve yelkenle hareket edebilen 50 parça gemi yaptırarak, ilk Türk Donanmasını meydana getirmiştir. 1081 yılı da Türk Deniz Kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak kabul edilmiştir. Çaka Bey kumandasındaki ilk Türk filosu 1089 yılında Midilli ve 1090 yılında Sakız Adası’nı fethetmiştir. 19 Mayıs 1090 tarihinde ise bu filonun Sakız Adası civarında güçlü Bizans Donanmasına karşı kazandığı Koyun Adaları Muharebesi ilk Türk Deniz Zaferi, Çaka Bey de ilk Türk Amirali olarak Türk denizcilik tarihine geçmiştir.

Osmanlı İmparatorluğunun modern bir devlet anlayışı ile  denizlere yönelik teşkilatlanması ise Yıldırım Bayezid döneminde gerçekleşmiştir. 1401 yılında Gelibolu’da bir  deniz üssü kurulmasıyla birlikte “Kaptan-ı Derya” terimi de Osmanlı Donanması’nda ve devlet hiyerarşisinde yerini almıştır. İlk olarak Kaptan-ı Deryalık makamına Sultan Yıldırım Bayezid tarafından Saruca Paşa getirilmiştir. Kaptan-ı Deryalık, günümüz Deniz Kuvvetleri Komutanlığı makamına karşılık gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde bu rütbe vezirlere verildiği için Kaptan-ı Deryalık makamının adı “Kaptan Paşalık” olarak değiştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde, İstanbul’un fethini müteakip, Osmanlılar Ege ve Karadeniz’de mutlak bir hakimiyet sağladıktan sonra Akdeniz’e ilerlemişlerdir. Yine bu dönemde 1455 yılında Kasımpaşa’da İstanbul Tersanesi (Tersane-i Amire) kurulmuştur.

Sultan I. Selim (1512-1520) tarafından Mısır’ın fethinden sonra, Osmanlı Donanması, Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermeye başlamıştır. Sultan I. Selim’in ölümünden sonra Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) da Osmanlı Donanmasının gelişimine büyük önem vermiş, Türk Denizciliğine altın çağını yaşatmıştır. Bu dönemde Türk deniz bilimcileri dünya denizciliğine büyük katkıda bulunmuşlardır. Piri Sultan I. Selim (1512-1520) tarafından Mısır’ın fethinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu, Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermeye başlamıştır. Piri Reis, Türk denizcilik tarihinde tüm dünyada büyük yankılar uyandıran kartografi çalışmaları ile çok önemli bir yer tutmuştur. 1513 ve 1528 yıllarında iki ayrı dünya haritası yapmıştır. Diğer bir çalışmada Piri Reisin Dünya Denizcilik Tarihi’ne bir hediyesi olan 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, “Bahriye (Kitab-ı Bahriye)” adlı kılavuz kitabıdır.

27 Eylül 1538 günü Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Hıristiyan müttefiklere karşı Preveze Deniz  Zaferi’ni kazanarak, Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmiştir.

 

Türkleri Kuzey Afrika’dan çıkarmak için Trablusgarp’ı geri almaya gelen Haçlı Filosu’na karşı ani bir taktik baskın düzenleyen Kaptan-ı Derya Piyale Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 14 Mayıs 1560 günü icra edilen “Cerbe Deniz Muharebesi” sonucunda Haçlı Donanması karşısında kesin bir zafer kazanmıştır. Turgut Reis, Cerbe Zaferi’ne büyük katkı sağlamıştır. Türk Denizciliği bu dönemde Salih Reis, Aydın Reis, Murat Reis, Selman Reis, Seydi Ali Reis, Hasan Reis, Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa gibi ünlü denizcileriyle başarıdan başarıya koşmuş; bu yüzyılda Türk savaş gemileri Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermiş, bu denizlerde üstünlüğünü rakiplerine kabul ettirmiş, İmparatorluğun dış politikasının ideal bir uygulama aracı olarak, güç göstererek veya güç kullanarak siyasi hedeflerin ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır.  

Osmanlı Donanması’nda bütün gemilerin yelkenli (kalyon) hale getirilmesi, ancak XVII.yüzyıl sonları ile XVIII.yüzyıl başlarında tamamlanabilmiştir. 1867 yılında, Osmanlı Deniz Kuvvetleri teşkilatında önemli bir değişiklik yapılmış ve Kaptan Paşalık  makamı kaldırılarak, yerine Bahriye Nezareti kurulmuştur. Bahriye Nezareti dönemi Osmanlı-İstanbul Hükümetinin sonu olan 1922 yılına kadar devam etmiştir. Milli Savunmanın denizle ilgili işlerini yürüten Bakanlık karşılığı olan Bahriye Nezareti döneminde Osmanlı Donanması’nın yönetimi Donanma Komutanı’na verilmiştir. 1914-1918 Birinci Dünya Harbi boyunca Osmanlı Donanması, 1912-1913 Balkan Savaşı’ndaki duruma nazaran daha fazla etkinlik göstererek, Karadeniz ve Çanakkale Cephelerinde büyük başarılar elde etmiştir. Bir taraftan Karadeniz Cephesinde nakliyat işlerini himaye ederken, bir taraftan da Çanakkale Boğazı’nın savunmasını sağlamıştır.

Özellikle de 18 Mart 1915 tarihinde İngiliz ve Fransız Donanmalarına karşı Nusret mayın gemisinin 8 Mart sabahı Erenköy Koyu önlerinde Karanlık liman açıklarına gizlice dökmüş olduğu 26 mayın Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Ancak, 1918 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefikleriyle birlikte Birinci Dünya Harbi’nden yenilmiş olarak çıkması üzerine imzalanan Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince  Osmanlı Donanması Haliç’e çekilerek, gemilerin kontrolü müttefik ülkelerin teşkil ettikleri bir komisyona bırakılmıştır. Donanmanın İstanbul’da etkisiz hale getirilmiş olması ve Kurtuluş Savaşı’na Anadolu topraklarının sahne oluşu, başlangıçta Deniz Kuvvetlerinin bu harbe fiilen katılmasına imkan vermemiştir. Ancak, 1920 yılında Kurtuluş Savaşı ana çizgileriyle belirmeye ve kazanılan başarılar her geçen gün artmaya başlayınca Bahriye’ye ve Bahriyeli’ye duyulan ihtiyaç da artmıştır. Türk Bahriyelisi her türlü yokluk ve zorluklar altında dört yıl boyunca özellikle Karadeniz’deki nakliyatı yürütmek suretiyle, Batı Cephesinin ihtiyacı olan silah, cephane ve asker taşıması görevini ifa ederek, zaferin kazanılmasında büyük bir rol oynamıştır.

30 Aralık 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Bahriye Vekaleti  yasası çıkarılmıştır. Bu yasaya göre, Bahriye Vekaleti’nin Milli Müdafaa Vekaleti’nden ayrı bir teşkilat olarak görev yapmasına karar kılınarak, söz konusu Vekalet doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmıştır. Bahriye Vekaleti’nin en önemli vazifesi ülkenin maddi imkanları doğrultusunda yeni bir Donanma meydana getirmek olmuştur.Çok kısıtlı bir bütçe ile kurulup, ülkenin en sıkıntılı zamanlarında büyük atılımlar gerçekleştiren ve Donanmaya layık olduğu değeri vermeye çalışarak bunu büyük oranda baş Bahriye Vekaleti, Gölcük ve civarını da Donanma adıla özdeşleştirmiştir. Yine bu dönemde sadece iki  gemiden kurulu da olsa bir denizaltı filosu teşkil edilmesine karar kılınarak, modern ve güçlü Türk Donanması yolunda büyük adımlar atılmıştır.

27 Aralık 1927 günü Bahriye Vekaleti lağvedilerek, Genelkurmay Başkanlığında Milli Müdafaa Vekaleti’ne bağlı bir Deniz Müsteşarlığı kurulmuştur. Deniz Müsteşarlığı, Donanmayı içinde bulunduğu durumdan kurtarmayı ön planda tutarak, öncelikle Donanma Komutanlığının harekat ve eğitim bakımından Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmasını sağlamıştır. Bu dönemde Donanma iki kruvazör ve beş  gemiden ibaret olmuş ve esas itibariyle Gölcük’te faaliyet göstermiştir. Yavuz gemisinin havuzlanma ihtiyacına da paralel olarak 4 Ağustos 1930 tarihinde Gölcük’te deniz fabrikalarının kurulmasıyla desteklenen bu kuruluş bugünkü modern  Deniz Kuvvetlerinin temelini teşkil etmiştir. Türk Deniz Kuvvetlerini iyileştirme çabaları 1948 yılında Amerikan askeri yardımının başlaması ile hız kazanmış ve bu yardımla Türk Deniz Kuvvetleri daha modern teknik ve taktik şartlara kavuşmuştur. 1928 yılından 1949 yılına kadar Genelkurmay Başkanlığı karargahında Deniz Müsteşarlığı olarak temsil edilen  Deniz Kuvvetleri, Yüksek Askeri Şuranın 15 Ağustos 1949 tarihinde almış olduğu bir kararla Kara ve Hava Kuvvetleri ile birlikte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olarak yeniden teşkil edilmiştir. 18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin NATO’ya üye olması ile birlikte Türk Deniz Kuvvetleri de NATO ittifakı içinde saygın bir yer alarak, ciddi oranda teknik gelişmeler kaydetmiştir. 1974 yılında Türk Deniz Kuvvetleri bütün unsurları ile birlikte Kıbrıs Barış Harekatı’na katılmış ve Dünyanın en zor harekat nevilerinden olan amfibi harekat icra ederek, son derece başarılı bir sınav vermiştir.Cumhuriyet döneminde  Akdeniz’in  güçlü donanmalarından biri olarak harekat alanını genişleten Türk Donanması, yaklaşık yüz yirmi parça gemi ile Somali’den Japonya’ya, Cebelitarık’tan Panama’ya, Kuzey Atlantik’ten Hint Okyanusu’na kadar denizlerde Türk Bayrağı’nı şerefle dalgalandırmıştır ve dalgalandırmaya devam edecektir.