Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

Atatürk ve Deniz


“......Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devleti’nin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir. Bunun ilk azimet noktası, sefain-i harbiye tedarikinden evvel onları muvaffakıyetle sevk ve idareye muktedir kumandanlara, zabitlere, mütehassıslara malikiyettir......”(Hamidiye Kruvazörü Hatıra Defteri, 20 Eylül 1924)

.....Arkadaşlar! En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türkün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.....” ( TBMM II.Dönem, II.Toplantı Açılış Yılı Konuşması, 01 Kasım 1937)

“Tarihte büyük bahrî kumandanlarımız vardır. Fakat modern donanma teşekkülüne teşebbüs ettikten sonra bu gibi kahramanlıklara, parlak harekâta pek tesadüf olunamaz. Benim için gemiden ziyade zabitlerini tanımak mühimdir. Mücadele-i Milliye esnasında donanmamızın toplu olarak istihdamına imkân yoktu. Bununla beraber müteferrik ve vatanperverane hizmetler pek çoktur.”(Hamidiye Kruvazörü, 19 Eylül 1924)

“ADATEPE ile yaptığım kısa yolculuktan hatırasını unutmayacağım! Yakından tanımak fırsatına nail olduğum seçme deniz kumandanlarımız, genç zabitlerimiz ve denizcilerimiz ile iftihar ettim.”(27 Temmuz 1935, Adatepe Muhribi Hatıra Defteri)

“Sevahilimizin (kıyılarımızın) vüs’atine (genişliğine) ve vesait-i bahriyemizin fıkdanına (sınırlı olmasına) rağmen gayur (gayretli) bahriye zabitanımız meşkur (teşekküre değer) hidemat (hizmetler) ifa etmektedirler.”(01 Mart 1922 TBMM. III. Toplantı Yılı Açılış Konuşması)

“Düşmanın ablukası ve malik olduğu vesait-i bahriyesine rağmen mensubin-i bahriyemiz birkaç gemi ile harikalar göstererek hiçbir şey zayi etmeksizin nakliyat-ı bahriyeyi temin eylemek suretiyle meşkur (teşekküre değer) hizmetler ifa etmişlerdir.”(TBMM’nin IV. Toplantı Yılı Açılış Konuşması, 01 Mart 1923)

Atatürk ve Deniz Kuvvetleri


Ulu Önder ATATÜRK,Türkiye Cumhuriyeti’nin kuvvetli bir donanmaya sahip olması gereğine inanmış ve denize ait konulara ağırlık verip deniz kuvvetinin diplomasi alanında oynadığı rolü daima takdir etmiştir. ATATÜRK’ün Deniz Kuvvetlerine verdiği önem ve destek, onun TBMM’deki söylev ve demeçlerinin yanısıra yapmış olduğu yurtiçi gezilerindeki söylev ve demeçlerinde de görülmektedir.

11-21 Eylül 1924 tarihleri arasında ATATÜRK, Cumhuriyet Donanmasının ilk denize çıkan gemisi HAMİDİYE Kruvazörü ile Karadeniz Seyahatine çıkmıştır. Bu seyahati esnasında gemi subaylarına en sık vurguladığı husus şöyledir: “Donanmasız Anadolu olmaz. Donanmadan yana kuvvetli olmak Türkiye’nin savunması için şarttır. Donanmamız izlediğimiz politikanın da kuvvetli desteği olacaktır.”

ATATÜRK’ün Hamidiye ile seyahatinden iki ay sonra, ATATÜRK’ün direktifleriyle Bahriye Vekaleti (Deniz Bakanlığı) 30 Aralık 1924’te teşkil edilmiştir. Daha sonra Bahriyenin gelişimi için sistematik bir politika izlemiştir. ATATÜRK, deniz politikası ile ilgili olarak şu yorumu yapmıştır:

“Dış pazarlardan satın alınan gemiler ile Donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz. Donanma, sadece kıyı koruyacak bir kuvvet değil, bundan daha önemli olarak deniz yollarının güvenliğini sağlayacak bir kuvvettir. Anadolu’da yaşadıkça bu bakımdan ihtiyacımız daha büyüktür. Evvela çekirdek bir Donanma yapmakla yetinip, Deniz Sanayi ve Ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra Memleket Sanayiinden fışkıracak Donanmayı yapmak da kolay olacaktır. İlk beş senede kendimizi toplayıp devrimleri yaparız, ikinci beş senede dünyaya kendimizi tanıtırız. Üçüncü beş senede İngiliz Kralına yurdumuzu ziyaret ettiririz.”

Deniz Kuvvetlerimiz, ATATÜRK Devrimlerinin en çoşkulu destekleyicisi ve uygulayıcısı olarak Kemalist ideolojinin yayılmasında çok önemli rol oynamıştır. Bu kapsamda Şapka Devrimini ilk uygulayan Deniz Kuvvetleri olmuştur. Ulu Önder ATATÜRK, 1925 yılının 21 Eylül günü Bursa’ya yaptığı seyahatte İzmit’e kadar tren ile gelmiş ve Mudanya’ya deniz yolu ile geçmeden önce henüz onarılmamış olan YAVUZ Gemisini ziyaret etmiştir. ATATÜRK, bu gemide Donanma Komutanı Yarbay Necati’ ye şunları söylemiştir:

“YAVUZ Gemisine ilk defa geliyorum. Şimdiye kadar YAVUZ Türk bayraklı bir Alman Gemisi idi. Yaralı da olsa bugünkü şekli o zamandan daha pek çok değerlidir. Bu gemiyi Türk Milletinin ihtiyacı olan sağlam ve kudretli bir zırhlı şekline sokacağız. Bu kudret, silah bakımından sizlere, dış politika bakımından bizlere büyük hizmetler görecek, gurur sağlayacaktır.” Nitekim bu sözlerden iki yıl sonra, 1927 yılında Yavuz’un modernizasyonu tamamlanmış ve Ege’ye çıkmıştır.

20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesinin imzalanmasından 40 gün sonra İngiliz Kralı VIII. Edward 03 Eylül-06 Eylül 1936 tarihleri arasında Atatürk’ün resmi davetlisi olarak Türkiye ziyaretinde bulunmuştur. İngiltere Kralı VIII. Edward’ın Türkiye’yi ziyaretinde ATATÜRK ile çeşitli devlet sorunlarını da görüşmüştür. Bu görüşmelerde Türk filosunun Akdeniz’deki İngiliz Üssü olan Malta Adası’nı ziyaret etmesini istemiş ve bu istek kabul edilmiştir.

20 Kasım 1936 günü YAVUZ, KOCATEPE, ZAFER, I.ve II.İNÖNÜ, SAKARYA VE ERKİN Gemilerinden oluşan Türk Donanması Malta’da büyük bir tören ile karşılanmıştır.

1937 yılında, Türk Deniz Kuvvetleri için ikisi Almanya’da, ikisi de İstanbul Taşkızak Tersanesi’nde inşa edilecek olan dört denizaltı gemisinin isimleri hakkında Cumhurbaşkanı ATATÜRK’ün, zamanın Başbakanı Celal BAYAR’a verdikleri direktifleri şöyledir:

“Yeni dört denizaltı gemimiz için bulduğumuz isimler şunlardır:

Bunların manalarını izaha bile hacet olmadığı kanaatindeyim. Manaları, som Türkçe olan bu kelimelerin kendisindedir; yani saldıran, batıran, atılan, yıldıran.” Bu sözlerden ATATÜRK’ün yurt savunması söz konusu olduğunda ne kadar sert ve gerçekçi olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır."

1938 yılının Kasım ayında Donanma gemileri, Ulu Önder ATATÜRK’ün cenaze törenin denizde yapılan kısmına iştirak etmiştir. ATATÜRK’ün aziz naaşı, 19 Kasım 1938 günü Dolmabahçe’den bir top arabası ve kortej eşliğinde Sarayburnu Rıhtımına getirilmiş, ZAFER Muhribine alınarak Haydarpaşa’ya getirilmiştir. ZAFER Muhribi’nden Haydarpaşa önünde demirli bulunan YAVUZ Zırhlısının kıç güvertesinin 28’lik topları önüne yerleştirilmiştir. YAVUZ, aziz naaşı ZAFER ve TINAZTEPE Muhripleri, GÜR Denizaltısı ile DOĞAN ve MARTI Hücumbotlarının refakatinde İzmit’e kadar intikal ettirmiş, burada, ZAFER Muhribi aziz naaşı YAVUZ’dan alarak İzmit Limanı’nda Mayın İskelesine çıkarmıştır. Denizde yapılan cenaze törenin İzmit’te tamamlanıp, cenazenin özel trenle Ankara’ya gönderilmesi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Donanması, Ulu Önder ATATÜRK’e son görevini ifa etmiştir.

ATATÜRK, stratejik dehası ve öngörüsü ile Cumhuriyet Donanmasının şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. 1923’ten ATATÜRK’ün ölümüne kadar geçen onbeş yıllık süre içinde yok olmuş bir imparatorluğun pervanesi dönmeyen gemiler yığınından, Türk deniz gücünü Orta Akdeniz’e taşıyan ve Malta seyri ile nitel ve nicel gücünü tüm dünyaya ilan eden bir Donanma vücuda getirilmiştir.

Deniz Kuvvetlerinin önemini ve stratejik değerini çok iyi bilen ATATÜRK, Türk denizcisine güvenmiş ve başlangıçtan itibaren zamanının zor şartlarına göre önemli derecede kaynak aktarımı ile Deniz Kuvvetlerinin temelini atmıştır. Hayata gözlerini yumduğunda arkasında gurur duyacağı bir Türk Deniz Kuvvetleri bırakmıştır. Bugün Türk Deniz Kuvvetlerinin rotası, ATATÜRK’ün çizmiş olduğu çağdaş ve aydınlık yoldur.

Gezileri


Atatürk Hamidiye Kruvazörü’nde

Cumhuriyet’in ilanından bir yıl gibi kısa bir süre sonra ATATÜRK, 11-21 Eylül 1924 tarihleri arasındaki Karadeniz seyahatini Cumhuriyet Donanmasının denize çıkan ilk gemisi olan HAMİDİYE Kruvazörü ile yapmıştır.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın Hamidiye Kruvazörü ile yaptığı Karadeniz Seyahatinin son gecesi şerefine verilen ziyafette Gemi Komutanının konuşmasına karşılık cevapları (19 Eylül 1924) şöyle olmuştur:

"Bir haftadır Hamidiye ile seyahatimde memleketimizin güzel şehirlerini gördüm. Bundan daha mühim olmak üzere Donanmamızı, zabitlerini tanıdım. Bu seyahatimde sevk ve idarenizdeki gemide gördüğüm inzibat ve intizamdan ve yüksek nezaketten pek memnunum.

Tarihte büyük bahrî kumandanlarımız vardır. Fakat modern donanma teşekkülüne teşebbüs ettikten sonra bu gibi kahramanlıklara, parlak harekata pek tesadüf olunamaz. Benim için gemiden ziyade zabitlerini tanımak mühimdir. Mücadele-i Milliye esnasında donanmamızın toplu olarak istihdamına imkân yoktu. Bununla beraber müteferrik ve vatanperverane hizmetler pek çoktur.

Seyahatim boyunca gördüğüm intizam, inzibat ve terbiye bana müstakbel Cumhuriyet Donanması namına pek kuvvetli ümitler vermiştir. Bu hususta pek müsait intibalarla ve emniyet-i kalble ayrılıyorum. Ben daha yakından alâkadar olarak bu donanmanın teşekkülüne yardım edeceğim. Bu seyahatim, bana güzel Karadeniz şehirlerini ve bahriyemizi tanıttı. Bunu temin eden Hamidiye’nin süvarisine, zabitlerine ve bütün mürettebatına samimi teşekkürlerimi takdim ederim.”

20 Eylül 1924 Cumartesi günü, Mustafa Kemal ATATÜRK geminin şeref defterine Deniz Kuvvetlerimiz açısından tarihi belge niteliğinde olan şu sözlerini kaydetmiştir:

“HAMİDİYE Kruvazörü, maziden kalan Donanma aksamı içinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerinde faaliyete geçen ilk gemisi oldu. Beş seneden beri mütehassiri olduğum deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu. Türk Donanması kumanda ve zabitan heyetini bu gemide ve buna refakat eden Peyk-i Şevket Torpido Kruvazörü’nde tanıdım.

Temas ettiğim, ruhu genç, mefküresi genç, bu istikbal kumandan ve zabitleri bende Bahriyemiz için kuvvetli ümitler hasıl etti. Bu kıymetli, şedit arzulu heyeti yadigarı mazi olan bu gemi içinde bırakmakla iktifa olunamaz. Onları, müsait ve müstahak oldukları kadar inkişafa mazhar edebilmek için bugünün icabatına başvurmak lazımdır.

Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devleti’nin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir. Bunun ilk azimet noktası, sefain-i harbiye tedarikinden evvel onları muvaffakıyetle sevk ve idareye muktedir kumandanlara, zabitlere, mütehassıslara malikiyettir. Hamidiye’de ve Peyk-i Şevket’te tanıdığım arkadaşlar, gayeye yürüyebileceğimizin canlı ve kıymetli delilidirler.

Bugün için bu güzide heyet büyük alaka ile muhafaza olunacaktır. Mevcut büyük, küçük gemilerimizden yalnız kabili istifade olanlar tefrik ve ihya edilebilir. Donanmamız Heyet-i Umumiyesi’nde, faal ve nafi unsurlardan mütevazı bir bahri cüz’ü tam vücuda getirmek imkanına kani oldum.

Bunun için Hükümet-i Cumhuriyetin, tedbir ve teşebbüsleri ile şahsen alakadar olacağım. Esaslı ve kıymetli bir nokta-i azimeti bulduktan sonra ondan muazzam gayeye yürümek ve ona vasıl olmak elbette müyesser olacaktır.”

Atatürk Adatepe Muhribi’nde

27 Temmuz 1933 tarihinde ADATEPE-(II) muhribi ile Yalova’dan İstanbul’a ve İstanbul’dan Yalova’ya seyir yapan Mustafa Kemal ATATÜRK, geminin hatıra defterine şu satırları yazmıştır;

“ADATEPE ile yaptığım kısa yolculuğun hatırasını unutmayacağım! Yakından tanımak fırsatına nail olduğum seçme deniz kumandanlarımız, genç zabitlerimiz ve denizcilerimiz ile iftihar ettim.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Adatepe Muhribi İle Yaptığı Gezi Hakkında Başbakan İsmet İnönü’ye Gönderdiği Mesajı

Kaplıca : 28/7/933 Saat : 00.30

Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine

Bugün (27 Temmuz 1933) saat 02.30 da Adatepe Muhribi ile Dolmabahçe’ye gittik. Orada 3-4 saat kaldıktan sonra aynı vasıta ile Yalova’ya döndük. Harp Filosu Komutanı Şükrü Bey de beraberdi. Şükrü Bey’den Torpido Komutanı ve Zabitanı ve efradının dikkatinden ve yetişkenlikleri nokta-i nazırdan çok memnun oldum. Torpidonun son yolla yürüyüş tecrübesini yaptırdık. Kumandan, iftihara değer manzara göstermektedir. Zat-ı devletinizi ve Mareşalı tebrik ederim. Zekai Bey’i yerinde tebrik ederim. Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal

Atatürk Savarona Yatı’nda

1938 yılının mart ayı başında Cumhurbaşkanı Yatı olarak kullanılmak üzere satın alınan SAVARONA Yatı 01 Haziran 1938 günü Dolmabahçe önüne gelmiştir.

Aynı gün saat 15.30’da Cumhurbaşkanı Atatürk, refakatlerinde Başbakan Celal BAYAR, Başkatip Hasan Rıza SOYAK, Baş Yaver Celal TOLGAY, Milletvekillerinden Kılıç Ali, Cevat Abbas GÜRER, Salih BOZOK, İstanbul Valisi Muhittin ÜSTÜNDAĞ olduğu halde Acar Motoru ile Savarona Yatı’na gitmiş, Atatürk yatı çok beğenerek “Ne olurdu bu gemi elimize bir kaç sene evvel geçmiş olsaydı” diyerek yatta kalmaya karar vermiştir.

Atatürk Savarona’da kaldığı günlerde Marmara’da muhtelif seyirler yapmış, bunlardan birisi de Erdek’e olmuştur. 24 Haziran 1938 Cuma günü saat 14.00’de Savarona Yatı ile İstanbul’dan hareketle 18.00’de Erdek’e gitmiştir. Erdek’te bulunan Donanma tarafından selamlandıktan sonra karargahı Yavuz Zırhlısında bulunan Donanma Komutanı Amiral Şükrü OKAN’ın ziyaretini kabul etmiş, saat 21.30’da Erdek’ten hareketle saat 05.30’da Büyükada önüne gelmiştir.

Atatürk 09 Temmuz 1938 günü Bakanlar Heyeti’ni Savarona’da bir toplantıya çağırmış, öğleden sonra yapılan bu toplantı 3.5 saat kadar sürmüş ve Bakanlar ile yaptığı bu son toplantı olmuştur.

Ömrünün son senesinin 54 gününü Yat’ta geçirerek, 25 Temmuz 1938 gününün ilk saatinde, 01.00’de Savarona Yatı’ndan hasta olarak ayrılarak Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir.

Diğer Gezileri için tıklayınız...

Mesajları


TBMM Açılış Söylevleri ve Mesajları

Mustafa Kemal ATATÜRK 01 Mart 1922 tarihinde TBMM’nin III.Toplantı Yılı açılış konuşmasında İstiklal Harbi’ndeki Türk denizcileri ile ilgili olarak aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:

“Sevahilimizin (kıyılarımızın) vüs’atine (genişliğine) ve vesait-i bahriyemizin fıkdanına (sınırlı olmasına) rağmen gayur (gayretli) bahriye zabitanımız meşkur (teşekküre değer) hidemat (hizmetler) ifa etmektedirler.”

İstiklal Harbi sonunda kesin zaferin kazanılmasından sonra Ulu Önderimiz ATATÜRK 01 Mart 1923 tarihinde TBMM’nin IV. Toplantı Yılı açılış konuşmasında, Türk denizcilerini şu sözleri ile taçlandırmıştır:

“Düşmanın ablukası ve malik olduğu vesait-i bahriyesine rağmen mensubin-i bahriyemiz birkaç gemi ile harikalar göstererek hiçbir şey zayi etmeksizin nakliyat-ı bahriyeyi temin eylemek suretiyle meşkur (teşekküre değer) hizmetler ifa etmişlerdir.”

Karadeniz gezisinin ardından ATATÜRK, Deniz Kuvvetlerine verdiği önem ve önceliği, 01 Kasım 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinin II. Dönem, II.Toplantı yılının açılış konuşmasında şöyle ifade etmiştir:

“Efendiler!
Bahriye’yi esaslı ve ciddi bir biçimde geliştirip, düzenlemek düşünülmelidir. Bu konuda başlangıç noktası, özellikle seçkin elemanları hak ettikleri gibi yetiştirip, onlardan memleketin ivedi gereksinimlerinde yararlanmak ve herhalde memleketin gücünün üzerinde hayallerden de uzak durmak olmalıdır.”

1 KASIM 1937 tarihinde TBMM Beşinci Dönem Üçüncü Toplanma Yılı açılırken Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından yapılan söylevden;

“.....Arkadaşlar!

En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyettten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türkün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.....

....Sevgili Arkadaşlarım!

Ordu, Türk Ordusu!...İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! Onu, bu yıl içinde, kısa fasılalarla iki defa, büyük kütleler halinde, yakından gördüm. Trakya ve Ege büyük manevralarında...Disiplinini, enerjisini, subaylarının vukuflu gayretini, büyük komutan ve genarallerimizin yüksek sevk ve idare kabiliyetlerini gördüm. Derin iftihar duydum, takdir ettim.

Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.

Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız teminatıdır.

Teslihat ve teçhizat programımızın tatbikatı, muvaffakıyetle ilerliyor. Bunları memleketimizde yapmak emelimiz, tahakkuk yolundadır. Harp sanayii tesisatımızı, daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de Ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır.

Bu yıl içinde, denizaltı gemilerini memleketimizde yapmaya başladık.”

Donanmanın İlk Manevrası Sebebiyle Göndermiş Oldukları Telsiz Mesajı

1928 yılı Eylül ayında Türk Donanması ilk manevrasını gerçekleştirmiştir. 02 Eylül 1928 sabahı Donanma’ya bağlı gemiler ATATÜRK’ün verdiği harekat talimatı doğrultusunda önce Gelibolu Yarımadası’nda sonra da Çanakkale Boğazı’nda varsayımlara dayanarak iki manevra gerçekleştirmiştir. Bu manevralar süresince Donanma görevini en iyi şekilde icra etmiştir. ATATÜRK 1-2 EYLÜL 1928 tarihlerinde yönettiği manevra sonucunda, Cumhuriyet Donanması personelinin kısa sürede ulaştığı bu ilerlemeyi ve manevrada gösterdiği başarıyı takdire değer bulmuş ve ertesi gün donanma gemilerine aşağıdaki teftiş kritiğini göndermiştir;

Ertuğrul Yatı, 02 EYLÜL 1928

Donanma Komutanına

“İstanbul’da bulunduğunuz andan itibaren gereği üzere verdiğim zor durumlarda,

Bu cümleler Cumhuriyet Donanması'nın ve tüm personelinin kısa sürede ulaştığı önemli bir aşamanın göstergesi olarak kayıtlara geçmiştir.

ATATÜRK’ün Preveze Zaferi’nin Yıldönümü Nedeniyle Çekilen Telgrafa Verdiği Cevap

27 Eylül 1938 Salı günü Preveze Deniz Zaferi’nin yıldönümü sebebiyle Beşiktaş’taki Büyük Türk Amirali Barbaros Hayrettin’in türbesinde merasim yapılmıştır.

Bu amaçla oluşturulan “Barbaros Komitesi” Başkanı İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Muhittin ÜSTÜNDÜĞ tarafından Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’e çekilen telgrafa cevaben ATATÜRK’ten aşağıdaki telgraf gelmiştir.

“Muhittin Üstündağ

Vali ve Belediye Reisi, İstanbul

Büyük Türk Amirali Barbaros için yapılan törende sayın halk tarafından izhar edildiğini bildirdiğiniz samimi hislerden çok duygulandım.

Teşekkür ederim.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Cenaze Töreni


Atatürk'ün Cenaze Töreninin Denizde Yapılan Kısmı için tıklayınız

Okunma Sayısı :27151
Güncelleme Tarihi : 23-12-2014